Dünya genelinde devreye giren yeni sürdürülebilirlik düzenlemeleriyle birlikte, karbon ve sürdürülebilirlik verileri artık yalnızca çevresel göstergeler değil; ticaret, finansman ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik unsurlar haline gelmiştir. Farklı ülkelerde uygulanan karbon düzenlemeleri, taksonomiler ve açıklama yükümlülükleri, şirketlerin sürdürülebilirlik performansını ölçülebilir ve doğrulanabilir şekilde ortaya koymasını zorunlu kılmaktadır. Bu dönüşümle birlikte yatırımcılar, finansal kuruluşlar ve büyük alıcılar için asıl soru değişmiştir:
“Hangi regülasyona uyuyorsunuz?” değil,
“Bu gerekliliklere ne kadar hızlı, doğru ve kanıta dayalı şekilde uyum sağlayabiliyorsunuz?”
Bu nedenle 2026 itibarıyla şirketler için kritik konu, belirli bir ülke veya düzenlemeye odaklanmak değil; dünya genelinde farklı şekilde işleyen sürdürülebilirlik rejimlerine aynı anda yanıt verebilecek kurumsal hazırlık seviyesini yönetebilmektir.
Taksonomiler Neden Farklı?
Sürdürülebilirlik taksonomilerinin önemi artmasına rağmen, küresel ölçekte ortaya çıkan tablo ideal olmaktan uzaktır. Bölgesel ve sektörel farklılıklar, taksonomiler arasında ciddi bir parçalanmaya ve karşılaştırılabilirliğin azalmasına yol açmakta; bu durum taksonomilerin hem güvenilirliklerini hem de etkinliklerini zayıflatırken sınır ötesi ticaret açısından da engeller yaratmaktadır. Günümüzde, özellikle kurumsal raporlama ve açıklama yükümlülükleri kapsamında, sürdürülebilirlik düzenlemelerinin merkezinde yer almaktadırlar. Taksonomilerin sayısı hızla artarken, “yeşil” veya “sürdürülebilir” olarak tanımlanan finansal ürünlerin çeşitliliği de aynı hızla genişlemektedir. Sürdürülebilirlik taksonomilerinin ülkeden ülkeye farklılaşmasının temel nedeni, her ülkenin:
- Ekonomik yapısını,
- Finansal sistemini ve
- Politika önceliklerini farklı araçlarla yönlendirmesidir.
Avrupa Birliği, 2030 iklim ve enerji hedeflerine ulaşmak ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın amaçlarını gerçekleştirmek için yatırımların sürdürülebilir faaliyetlere yönlendirilmesini kritik bir araç olarak görmektedir. Bu doğrultuda, “sürdürülebilir” kabul edilen ekonomik faaliyetlerin ne olduğuna dair ortak bir dil ve net bir tanım ihtiyacından hareketle, taksonomiyi bağlayıcı ve ölçülebilir kriterlere dayalı bir sınıflandırma sistemi olarak kurgulamıştır.
Buna karşın Amerika Birleşik Devletleri, AB’deki gibi tek ve resmî bir yeşil taksonomiye sahip değildir. Bunun yerine ülke içi Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Enerji Bakanlığı (DOE) gibi kurumlar aracılığıyla sektörel düzenlemeler ve rehberler, SEC iklim açıklamaları (şirketlerin iklimle ilgili risk ve etkileri hakkında yaptıkları bildirimler), şirketler ve yatırımcılar tarafından gönüllü olarak kullanılan çerçeveler (örneğin TCFD – İklimle İlgili Finansal Beyan Görev Gücü – ile uyumlu raporlama ve temiz enerji standartları) ve özellikle Enflasyon Azaltma Yasası kapsamında vergi teşvikleri yoluyla “yeşil” faaliyetleri tanımlayan hükümler bulunmaktadır; ancak bunlar kapsamlı bir taksonomi oluşturmaz. Sonuç olarak ABD, merkezi ve bütüncül bir yeşil taksonomi yerine parçalı bir yaklaşım benimsemektedir.
Ülke düzeyinde yukarda açıklanan ve tüm eyaletleri ilgilendiren düzenlemeler yanı sıra eyaletler bazında onaylanan yasa tasarıları ile uygulamaya yönelik düzenlemeler de etkinleştirilmektedir. Örneğin Kaliforniya eyaleti Ekim 2023’te, belirli eşikleri karşılayan şirketlere raporlama zorunluluğu getiren İklim Kurumsal Veri Sorumluluğu Yasası ve İklimle İlgili Finansal Risk Yasasını yayınlamıştır. ABD yakın zamanda yeşil yıkamaya (greenwashing) karşı önlem almak amacı ile fonların içerik olarak yatırımcıyı yanıltmasını önleyecek ESG Kimlik uygulamasını başlatmış ve fonların isimlendirilmesine yönelik kurallar bu kapsamda tanımlanmıştır.
Türkiye Yeşil Taksonomisi, taksonomilerin neden farklılaştığını gösteren iyi bir örnek sunmaktadır. Türkiye, taksonomiyi 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi ve yeşil dönüşüm vizyonu ile uyumlu şekilde; finansmana erişimi yönlendiren, raporlama ve doğrulama yükümlülükleri içeren bağlayıcı bir düzenleme olarak kurgulamıştır. Avrupa Birliği’ne benzer biçimde, “önemli ölçüde katkı sağlama”, “önemli zarar vermeme” ve asgari sosyal koruma ilkeleri esas alınmış; ancak kapsam ve öncelikler Türkiye’nin ekonomik yapısı, sektör kompozisyonu ve geçiş ihtiyaçlarına göre belirlenmiştir. Bu yönüyle Türkiye Taksonomisi, hem greenwashing riskini azaltmayı hem de geçiş faaliyetlerini tanımlayarak yüksek karbonlu sektörlerin dönüşümünü desteklemeyi amaçlayan dengeleyici ve uygulamaya dönük bir çerçeve sunmaktadır. Taksonominin uygulanması ve teknik kriterlerin güncellenmesi ise merkezi olarak İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından yürütülmektedir.
İngiltere’de ise Yeşil taksonominin temel amacı, yatırımları sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu faaliyetlere yönlendirmek ve yeşil yıkama guideriskini azaltmaktır. Ancak İngiltere Hükûmeti, taksonomilerin uygulamada karmaşık olabildiğinin ve piyasa nezdinde sağladıkları katma değere ilişkin görüşlerin farklılaştığının bilincindedir. Bu nedenle yürütülen istişare süreci, Birleşik Krallık Yeşil Taksonomisi’nin mevcut sürdürülebilir finans politikalarına ek ve tamamlayıcı bir araç olup olmayacağını, piyasa aktörlerinin sürdürülebilir yatırım kararlarını gerçekten destekleyip desteklemediğini ve hangi düzenleyici veya piyasa kullanım alanlarında etkili olabileceğini değerlendirmeyi amaçlamıştır.
Bununla beraber Çin örneğinde taksonomi, yalnızca bir sınıflandırma aracı değil, sektörel dönüşümü yönlendiren doğrudan bir politika enstrümanı olarak konumlanmaktadır. 14 Temmuz 2025’te yayımlanan Çin Yeşil Finans Taksonomisi, yeşil krediler ve yeşil tahviller için standartları birleştirerek hangi ekonomik faaliyetlerin “çevresel açıdan sürdürülebilir” kabul edildiğini net biçimde tanımlamakta; böylece yatırımcıların, bankaların ve şirketlerin iklim ve çevre hedefleriyle uyumlu projelere yönelmesini amaçlamaktadır. Taksonomi, yeşil finansın kapsamını genişleterek elektrikli araçlar ve yüksek verimli güneş panelleri gibi ürünleri kapsayan “yeşil ticaret” ve bu ürünlerin nihai kullanıcılar tarafından edinilmesini ifade eden “yeşil tüketim” alanlarını da içermekte; bu yönüyle üretimden tüketime uzanan bütüncül bir dönüşüm çerçevesi sunmaktadır.
Ortak Payda: Aslında Beklenti Aynı
Yaklaşımlar farklı olsa da tüm bu rejimlerin ortak beklentisi nettir: ölçülebilir performans, tutarlı veri, tedarik zinciri görünürlüğü ve zaman içinde izlenebilir iyileşme. Regülasyonların adı ve yapısı değişebilir; ancak veri kalitesi ve kanıt ihtiyacı değişmez.
CGE ile Çoklu Regülasyonlara Tek Hazırlık
CGE, şirketlerin tek tek regülasyonlara uyum sağlamaya çalışmak yerine, regülasyonlardan bağımsız bir hazırlık seviyesi oluşturmasına yardımcı olur. Değerlendirme metodolojisi ile mevcut durum objektif biçimde ölçülür, boşluklar netleştirilir; kıyaslama ve trend takibi sayesinde performansın gelişimi izlenir. Kanıta dayalı raporlama yaklaşımı ise elde edilen sonuçları yönetim kurulu, yatırımcılar ve finansal kuruluşlar için karar destek aracına dönüştürür.
Oğuz ER / Sürdürülebilirlik Uzman Yardımcısı

